| Anlatı | Seçme Şiirleri | Tiyatro | Spor | Çeviriler | Albüm | Çeşitli | Günce | Anı | Deneme | Konularına göre derlenen denemeler | Yaşamöyküsü | Mektup derlemeleri | Yaşamı, sanatı, yapıtları dizisi | Antoloji |

Çeviriler / MORGUE SOKAĞI CİNAYETİ

   Gülümsedim - ne diye korkacaktım? Bayları buyur ettim. Çığlık, dedim, benimdi, korkulu düş gördüm de... Yaşlı adamın nereye gittiğini bilmediğimi söyledim, kayıplara karışmıştı. Konuklarıma evi baştan başa dolaştırdım. Arayın, dedim - iyice arayın. Yol gösterdim onlara, sonunda, onun odasına girdik. Adamın paralarını, değerli eşyalarını gösterdim, hepsi yerli yerindeydi, hiçbirine dokunulmamıştı. Yarattığım güvenin coşkunluğu içinde odaya sandalyeler getirdim, orada oturup dinlenmelerini önerdim; kendim de, bu eksiksiz zaferin verdiği aşırı bir korkusuzlukla, sandalyemi kurbanımın cesedini sakladığım yere, tam o noktaya koyup oturdum.
   Memurlar bana inanmışlardı. Tavrım kuşkularını geçiştirmişti. Karşılarında tam bir rahatlık içindeydim. Oturdular, sorularına candan yanıtlar verdim, bol bol gevezelik ettiler. Ama çok geçmeden sararıp solmaya başladığımı duyumsadım, gitseler diye bakıyordum. Başım ağrıyordu, kulaklarımda bir çınlama vardı : ama onlar hâlâ oturuyor, hâlâ gevezelik ediyorlardı. Çınlama gittikçe artıyordu : - sürüyor, gittikçe artıyordu : bu duygudan kurtulmak için daha doludizgin konuşmaya başladım : ama o gene sürüyordu, iyice beliriyor, kesinleşiyordu - sonunda, bir de baktım ki, ses kulaklarımın içinde değil.
   Kuşkusuz rengim sapsarı olmuştu; - ama daha çok konuşuyordum, durup dinlenmeden konuşuyordum, sesimi de yükseltmiştim. Gene de o ses artmaktaydı - ne yapabilirdim? Bu hafif, derin, hızlı bir sesti - bir saati pamuklara sarsanız nasıl duyulur tıkırtısı? İşte tıpkı öyle bir ses. Zor soluk alıyordum - gene de memurlar duymuyordu onu. Daha çabuk - daha yüksek konuşuyordum; ama o ses gittikçe artıyordu. Ayağa kalkıp ipe sapa gelmez şeyler üstüne düşüncelerimi söylemeye, tartışmaya başladım, yüksek perdeden konuşuyor, aşırı hareketler yapıyordum, ama o ses durmadan artıyordu. Neden gitmiyorlardı? Sanki adamların düşüncelerine, sözlerine kızmış gibi, ayaklarımı güm güm yere vurarak odada bir aşağı bir yukarı gezinmeye başladım - ama o ses durmadan artıyordu. Ah Tanrım! Ne yapabilirdim? Öfkelendim, köpürdüm - abuk sabuk, çılgınca konuştum - yeminler ettim, sövdüm! Gidip, oturmuş olduğum sandalyeyi sarstım, tahtaların üstünde, oraya buraya sürüdüm, ama o ses hepsini bastırarak gittikçe artıyordu. Yükseliyordu - yükseliyordu - yükseliyordu! Adamlar hâlâ tatlı tatlı gevezelik ediyor, gülümsüyorlardı. Duymamış olabilirler miydi? Ulu Tanrım! - hayır, hayır! Duymuşlardı! - kuşkulanmışlardı! - biliyorlardı! - benim korkumla alay ediyor, eğleniyorlardı! - böyle düşündüm o zaman, gene de böyle düşünüyorum. Bu işkenceden daha kötü bir şey olamazdı! Bu eğlenceden daha ağır, daha katlanılmaz bir şey olamazdı! Bu sinsi, alaycı gülümsemelere daha fazla dayanamazdım! Çığlıklar atmalıydım, ya da ölmeliydim! - hâlâ - gene de! - dinleyin! yükseliyor! yükseliyor! yükseliyor! yükseliyor! -
   “Alçaklar!” diye haykırdım, “bu tavırları bırakın. Suçumu kabul ediyorum! - sökün tahtaları! - burada! burada! - onun o korkunç yüreğinin vuruşu bu duyduğunuz!”

(ss. 99-103)

Geri Dön