| Anlatı | Seçme Şiirleri | Tiyatro | Spor | Çeviriler | Albüm | Çeşitli | Günce | Anı | Deneme | Konularına göre derlenen denemeler | Yaşamöyküsü | Mektup derlemeleri | Yaşamı, sanatı, yapıtları dizisi | Antoloji |

Yaşamı, sanatı, yapıtları dizisi / AHMET HAŞİM

AHMET HAŞİM

Bu kitabı satın al

AHMET HAŞİM

Yapı Kredi, 1999
Baştaki yazıdan bir bölüm :

SANATI


   Ahmet Haşim'in sanatı denince ilk akla gelen sözcük "Sembolizm"dir. Şiire bir antolojide Fransız sembolist şairlerin yapıtlarını okuyarak heves etmiş, yazılarında onları övmüş, sanat anlayışını açıklarken onların düşüncelerinden yararlanmıştır. Hatta arkadaşlarına, "Kitapçıya şiir kitabı almaya gitmiştim. Henri de Regnier'nin kitabını buldum, okudum, o yüzden sembolist oldum," dediği söylenir. Ama uzmanlar Haşim'in tam anlamıyla bir sembolist olduğu görüşüne katılmazlar. Sembolizmi bazı yanlarıyla benimsemiş, Piyale'nin başına koyduğu önsözünde bu doğrultuda sözler etmiş, ne var ki savunduğu ilkeleri şiirlerinde kılı kılına izlememiştir.
   Düzyazısı ise temiz, açık, mantıklı, süssüz, düşünceye dayalıdır.

Şiiri
   Bir eleştirmen Ahmet Haşim'i sembolistlere bağlayan özellikleri şöyle sıralıyor : Şiirde iç ahenge önem vermek, güzel söz etmeye, söylevciliğe sırt çevirmek, ruh halini yansıtan renkli doğa görünümleri çizmek, öznelci, kötümser bir evren görüşü taşımak, toplum gerçeklerine ilgisiz kalmak, sık sık akşam zamanını işlemek. Ama bunlar bir şairin sembolist sayılması için yeterli değildir. Haşim semboller kullanarak yazmamış, kapalılığa yönelmemiş, anlamsızlığa ise hiç yaklaşmamıştır. Bir oranda sembolizmin çağrışım sanatından yararlanmışsa da, genellikle Türk şiirinin mecaz, istiare sanatına yaslanmıştır.
   Önce "Dergâh" dergisinde "Şiirde Mâna ve Vuzuh" başlığıyla yayımladığı, sonra "Şiir Hakkında Bazı Mülâhazalar" başlığıyla Piyale kitabına aldığı ünlü yazısında şöyle der :
   "Şair ne bir hakikat habercisi, ne güzel konuşan bir insan, ne de bir yasa koyucudur. Şairin dili düzyazı gibi anlaşılmak için değil, ama duyulmak üzere oluşmuş, musiki ile söz arasında, sözden fazla musikiye yakın, iki arada bir dildir. Düzyazıda üslûbun kurulması için kaçınılmaz olan öğelerin hiçbiri şiir için söz konusu olamaz. Şiir ile düzyazı bu itibarla birbiriyle oran ve ilgisi olmayan, ayrı düzenlere uyan, ayrı sahalarda, ayrı boyutlar ve biçimler üzere yükselen ayrı iki yapıdır. Düzyazının doğurucusu akıl ve mantık, şiirin ise, algı bölgeleri dışında, gizlilik ve bilinmezliğin geceleri içine gömülmüş, yalnız aydınlık sularının ışıkları zaman zaman duygu ufuklarına yansıyan kutsal ve isimsiz kaynaktır. (...) Şiir düzyazıya çevrilemeyen nazımdır. (...) Şiirde her şeyden önce önemli olan kelimenin anlamı değil, cümledeki söyleniş değeridir. (...) Herkesin anlayabileceği şiir yalnızca düşük şairlerin işidir. (...) En güzel şiirler anlamlarını okuyucunun hayalinden alan şiirlerdir. Şiirde bazı bölümlerin şüphe ve belirsizlikte kalması bir yanlış ve bir kusur oluşturmak şöyle dursun, tersine şiirin estetiği bakımından vazgeçilmez bir şeydir. (...) Sözün kısası, şiir, peygamberlerin sözü gibi, çeşitli yorumlara uygun bir genişlik ve kapsam taşımalıdır. (...) En zengin, en derin ve en etkili şiir, herkesin istediği tarzda anlayacağı ve bundan dolayı da sonsuz duyarlıkları içine alabilecek bir genişliği olandır."

   Görüldüğü gibi, bu düşünceler Fransız sembolistlerine çok şey borçludur, ama Haşim şiirlerinde bu düşünceleri pek uygulayamamıştır. Genellikle bu çerçeve içindedir, belki gününün okuruna yadırganmadan doğan bir kapalılık, anlaşılmazlık havası da estirmiştir, alışılmış anlamların dışına düşmüştür. Ne var ki bugün, yılların ötesinden bakınca, Haşim'in şiirleri kapalı, anlaşılmaz, çağrışımlara açık görünmüyor. Uzmanlar savunduğu düşüncelere en yakın şiir olarak "Merdiven" şiirini ele alıyorlar. Gene de Haşim şiirimizde, aşırı gitmiş olmasa da, Batıdan gelen bir şiir akımının, sembolizmin öncüsü sayılıyor.
   Haşim'in şiirlerini, Fransız sembolistleri arasında en çok yakınlık duyduğu Henri de Regnier'nin şiirleriyle karşılaştıran bir eleştirmen önemli benzerlikler bulmuştur. Regnier de genellikle akşamı, günbatımını, geceyi anlatıyor, güllerden, kamışlardan, kuşlardan, yıldızlardan, çiçeklerden söz ediyor, kan, alev, ateş, kızıl, altın, hüzün, hayal gibi sözcükleri kullanıyor.
   Sonra şöyle dizeleri var :
   "Altın kamışlar arasında düşe dalan kızıl leylek", "Kanlı ve alevli güller", "Ve sonbaharda güzelleşen kanlı güller".
   Bunlar Haşim'in kullandığı imgelere çok benziyor. Hele şu dizeler :
   "Yollar / Ki gider sonsuz / Yollar".
   Haşim'de bu dizeler şöyle olmuş : "Yollar / Ki gider kimsesiz, tehî, ebedî, / Yollar".
   Haşim'in Fransız sembolistlerinden etkilendiği, yararlandığı, sırasında onların paralelinde şeyler yazdığı açıkça anlaşılıyor bu daha çoğaltılabilecek örneklerden, ama bir şair olarak esinlenmelerini kendi kişiliğinin süzgecinden geçirdiği, yazdıklarına damgasını vurduğu da bir gerçektir. Onun için de Fransız Sembolizminin körü körüne bir izleyicisi olduğu hiçbir zaman söylenemez.
   Eleştirmenler Haşim'in şiirini genellikle üç dönemde ele alıyorlar. Bu dönemleri "Gençlik", "Kendini bulma", "Olgunluk" dönemleri diye adlandırabiliriz.
   Gençlik dönemi on beş yaşındayken ilk şiirini yayımlamasıyla başlar. Galatasaray'da yazdığı, Abdülhak Hâmit, Tevfik Fikret, Cenap Şahabettin gibi şairlerin etkileriyle, Fransız şairlerinin etkileri arasında bocalayan, romantik, kötümser, mutsuz duygularla örülmüş şiirlerinde dil eskidir, yabancı sözcüklerin yanı sıra tamlamalar da çoktur. Bol bol da sıfat kullanılmıştır. Şiirlerinde düşsel sevgililerden, ya da anılarından söz eder. Bu dönemin en başarılı ürünleri sayılan "Şi'r-i Kamer"lerinde çocukluğunun annesiyle geçen bölümünü, annesinin hastalığını, ölümünü anlatır.
   Kendini bulma dönemi Göl Saatleri ile başlar. Yaşamın görünümlerini düş havuzunun sularında seyrettiğini söyleyerek girdiği bu şiirlerde bir ressam gibidir. Gerçektekinden daha renkli, daha parlak doğa görünümleri çizer. Şiirler kısalmış, dil sadeleşmiştir. Anlatım yoğunlaşmış, durulmuş, arınmıştır. Genellikle akşam saatlerini anlatır, koyu renkler içinde şiiri bir düş oyunu niteliğine büründürür.
   Olgunluk dönemi ise Piyale ile başlar. Bu döneminde Japon şiirinin izlerini de taşır. Kısa, duru, yalın, yoğun şeyler yazar. Gene bir ressam gibidir, gene akşam görünümleri çizer, ama artık kırmızı renkler iyice öne çıkmıştır. Sürekli olarak da bir sevgiliden söz eder. Vazgeçilemeyen, uzaktan uzağa izlenen, ruhu acılara boğan, arada bir yanına uzanılıp düşüncelere dalınan bir sevgili. Dili, anlatımı çok sadeleşmiştir. Batı şiiri ile Divan şiirini birbirine yedirip Türkçenin kalıplarına döktüğü söylenebilir.
   Şiirleri belli bir anı yakalamak için çaba gösteren empresyonist (izlenimci) ressamları akla getiren Haşim'in üç döneminde, üç ayrı renge düşkünlük göstermesi ilginçtir. "Şi'r-i Kamer"lerde sarı, Göl Saatleri'nde kara, Piyale'de kırmızı renkler ağır basar.

Devamı