| Anlatı | Seçme Şiirleri | Tiyatro | Spor | Çeviriler | Albüm | Çeşitli | Günce | Anı | Deneme | Konularına göre derlenen denemeler | Yaşamöyküsü | Mektup derlemeleri | Yaşamı, sanatı, yapıtları dizisi | Antoloji |

Çeviriler / MORGUE SOKAĞI CİNAYETİ

MORGUE SOKAĞI CİNAYETİ

Bu kitabı satın al

MORGUE SOKAĞI CİNAYETİ

Adam Yayınları, 2000
İçindeki öyküler :
Morgue Sokağı Cinayeti
Kuyu ve Sarkaç
Maelström’e Düşüş
Geveze Yürek
Amontillado Fıçısı

“Geveze Yürek” adlı öykünün son bölümü:

   Açıktı göz - kocaman, koskocaman açılmıştı - ona bakar bakmaz çılgına döndüm. Büsbütün ayrı görüyordum onu - soluk bir mavi, üstünü saran duman, iliklerime işleyen soğukluğu yaratan korkunç perde; yaşlı adamın yüzünde başka hiçbir şey göremiyordum : sanki bir içgüdünün etkisiyle ışığı tam o noktanın üstüne tutmuştum.
   Delilik sandığınız şeyin sadece duyuların fazla keskinleşmesi olduğunu söylememiş miydim ben size? - şimdi, dinleyin, kulaklarıma, hafif, derin, hızlı bir ses geldi, bir saati pamuklara sarsanız nasıl duyulur tıkırtısı? İşte öyle bir ses. Bu sesi de iyice tanıyordum. Yaşlı adamın yüreğinin atışıydı. Kızgınlığımı artırdı, davul sesinin erlere cesaret vermesi gibi.
   Gene de kendimi tutup sessizce durdum. Soluk bile almıyordum. Feneri öylece hareketsiz tutuyordum. Gözün üstündeki ışığı elimden geldiği kadar kıpırdatmamaya çalışıyordum. Bu arada yüreğin yıkıcı tıkırtısı artmaktaydı. Her an biraz daha hızlanıyor, hızlanıyor, biraz daha yükseliyor, yükseliyordu. Yaşlı adamın korkusu son aşamasına varmış olmalıydı! Gittikçe yükseliyordu, diyorum, her an biraz daha yükseliyordu! - iyice anlıyor musunuz ne demek istediğimi? Sinirli olduğumu söylemiştim size : öyleyimdir ben. Gecenin o ölü saatinde, o eski evin korkunç sessizliği içinde, böyle garip bir ses beni allak bullak etti, ucunu kaçırdığım bir korkuya kapıldım. Gene de birkaç dakika kendimi tutup sesimi çıkarmadım. Ama tıkırtı gittikçe yükseliyor, yükseliyordu. Yüreği çatlayacak nerdeyse, diye düşündüm. Derken yeni bir kuruntu sardı beni - ya bu sesi komşulardan biri duyarsa! Yaşlı adamın saati gelmişti! Avazım çıktığı kadar bağırarak feneri açtım, odaya daldım. Bir tek çığlık attı - sadece bir tek. Göz açıp kapayana kadar onu yere yıktım, ağır yatağı çektim üstüne. İşi böyle bitirince sevinçle gülümsedim. Ama dakikalarca yürek boğuk sesler çıkararak çarpmayı sürdürdü. Neyse ki bu beni pek kokutmuyordu; duvarın öte yanından işitilmezdi. Sonunda o da kesildi. Yaşlı adam ölmüştü. Yatağı çekip cesedi gözden geçirdim. Evet, taş gibiydi, taş kesilmişti. Elimi yüreğinin üstüne koyup dakikalarca orada tuttum. Atışı duyulmuyordu. Yaşlı adam taş kesilmişti. Gözü artık rahatımı kaçırmayacaktı.
   Benim deli olduğuma hâlâ inanıyorsanız, size cesedi saklamak için yaptığım akıllıca işleri anlatayım, bu inancı bırakırsınız o zaman. Gece ilerliyordu, çabuk çabuk ama sessizce çalışıyordum. Her şeyden önce cesedi parçaladım. Başı, kolları, bacakları kesip ayırdım.
   Sonra odanın döşemesinden üç tahtayı söktüm, hepsini oraya doldurdum. Sonra tahtaları o kadar akıllıca, o kadar ustaca yerleştirdim ki, insan gözünün - onun o korkunç gözü bile olsa - bir yanlışlık bulması olanaksızdı. Yıkanacak hiçbir şey yoktu - herhangi bir leke - ya da bir kan lekesi yoktu. Çok dikkat etmiştim buna. Hepsini bir tenekenin içine akıtmıştım - ha! ha!
   İşimi bitirdiğimde saat dört olmuştu - gene de gece yarısı gibi karanlıktı. Çan dördü çalarken sokak kapısı vuruldu. Kapıyı açmaya tam bir iç huzuruyla indim - ne diye korkacaktım artık? Üç adam girdi içeri, son derece incelik göstererek konuştular, polis olduklarını söylediler. Gece komşulardan biri bir çığlık duymuştu; bir terslik olmasın diye kuşkulanmış, polis karakoluna haber iletmişti; onlar da (memurlar) çevrede araştırma yapmak için gönderilmişlerdi.
Devamı